Ahmet Doğu İpek'in Günleri

Galata Rum Okulu, lise yılları boyunca içinde olanları merak ettiğim, her gün önünden geçerken acaba yaşama dair bir belirti görebilir miyim diye baktığım gizemli bina, son yıllarda birçok etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Hiç öyle garip

ADI_DAYS_01

Galata Rum Okulu, lise yılları boyunca içinde olanları merak ettiğim, her gün önünden geçerken acaba yaşama dair bir belirti görebilir miyim diye baktığım gizemli bina, son yıllarda birçok etkinliğine ev sahipliği yapıyor. Hiç öyle garip hissettiğiniz olmuş mudur? Hani sizin gizli yerinizi keşfetmişler gibi? Yalan olmasın ben bazen Galata Rum Okulu’nda bunu yaşıyorum. Ama sevdiğim bir arkadaştan “bu sergi tam da mekanın ruhuna uydu, mutlaka görmelisin” tavsiyesini alınca Ahmet Doğu İpek’in “Günler”ini görmeye gittim.

Ahmet Doğu İpek Gunler Sergisi 1

Kapıdan girip yukarı çıkan iki taraflı geniş merdivenlere yöneldiğinizde dışarının gürültüsü dışında gerçekten beklediğiniz, o maziye ışınlanmayı yaşıyorsunuz. Sonra iç bahçe çıkıyor karşınıza genelde. Genelde diyorum çünkü Ahmet Doğu İpek’in Günler sergisi burada, normalde dikkatinizi çekmeyen koridorda başlıyor. Koridorun orta yerine atılmış dev bir taş, ağırlığı ile mekanı deforme etmiş, aşağı çekiyor. Altındaki tahta zemini kırmış, geçmiş. O anda sergi sizi etkisi altına almaya başlıyor. Bu dev taş neyi simgeliyor olabilir? Ahmet’le sohbetimizi ana sergi katında gerçekleştiriyoruz. Sonuna doğru tekrar aşağı inip bir “olay yeri araştırma ekibi” gibi taşa bakarken Galata Rum Okulu üzerinden azınlıkların yıllarca yaşadıkları talihsiz olaylardan bahsediyoruz.

ahmet dogu ipek portre

Ahmet Doğu İpek

Ahmet diyor ki; okul 1988 yılında kapanmış. Kalan 20’yi geçmeyen sayıdaki öğrencisi de başka okullara nakledilmiş. Nereye gitmişti peki bu kadar nüfus? İpek, bu yerleştirme işini anlatırken sergi bülteninde “hakikat, algı, inkar” kelimelerini kullanmış. Gerçekten de sanki hiç var olmamışlar gibi davranıyoruz bazen…

Ahmet Doğu İpek Gunler Sergisi 3

Ahmet doğu İpek “Günler” Serisi – Kağıt üzerine suluboya

Gezimin başına dönersek, serginin esas katına ulaştığımda Ahmet Doğu İpek’i bir grup izleyici ile beraber gezerken buldum. O sırada sergiye de adını veren “Günler” isimli eseri anlatıyordu. 15 Temmuz sonrası çoğumuz gibi o da karanlık bir ruh hali ile kağıdı önüne almış. Sanki o karanlığı dışa vuran siyah kareler kondurmuş kağıtların üzerine. Suluboyayı kağıda damlatıp onu oynatarak şekillerini oluşturmuş. Serinin parçalarına tek tek baktığınızda oluşan harelerde küçük küçük hikayeler görüyorsunuz. Gezi arkadaşlarım tahminlerde bulunuyor. “Şu ormanı andırıyor, sanki ağaçlar, değil mi?”. Her gün bir tane kare eklenmiş bu suluboya güncesine. Sanki sanatçı meditatif hareketlerle boyayı oradan, öbür tarafa hareket ettirirken günün iç sıkıntısından kurtulmaya çalışmış. Bunu çok fazla kalem oynatarak, boyalarla  sanki zincirlerinden kopmuş gibi üreterek de yapabilirdi. Ama o sabırla usul usul yaratmış. Sanki o sırada o siyah boya da ete kemiğe bürünmüş yanına gelip kağıdı onunla oynatmış gibi. “Karamsar günlerde bunları yaparak soyutladım ve iyileştirdim kendimi” diyor sonra sohbet ederken ve devam ediyor ” karamsarlığı daha iyi günlere saklayalım, çünkü depresyon da bir lüks içinde bulunduğumuz kötü günlerde”.

construction regime-15-kagıt-uzerine sluboya,-130x230cm,-2016

“Construction Regime” serisinden – Kağıt üzerine Suluboya

Sonra tura sanatçının oldukça ünlü olan “Construction Regime” serisinden eserlerin bulunduğu odayla devam ediyoruz. İçinde bulunduğumuz inşaat keşmekeşinin boğuculuğunu gösterdiği bu seride bina iskeletlerinin tasvirlerini o kadar net ve titizce işlemiş ki suluboya olması ister istemez şaşırtıyor izleyicisini. İpek’in dediğine göre bu seri, residence delililiğinin daha İstanbul’un her köşe başını tutmadığı 5-6 sene öncesinden. Yani geleceğe yönelik bir tahmin gibi. Şu an içinde yaşadığımız ortamı düşünürsek son derece de başarılı bir tahmin. “Bu seri artık bitti” diyor odadan çıkarken. Nedenini “artık yetti, konular bazen evrilmemeye başlıyor ve bir süre sonra tadında, kendiliğinden bitiyor” diye anlatıyor. Eğer ileride bir değişiklik olursa tekrar dönebilirmiş ama, kesin bir elveda değil yani (arkasından yürürken düşünüyorum, altın yumurtlayan tavuğunu kesemeyen sanatçılarımızdan değil sanırım kendisi.).

Ahmet Doğu İpek Gunler Sergisi 5

Yıldızlar – Hint mürekkebi ile boyanmış kağıt üzerine çentik ve kazıma

Bir başka sınıfa girdiğimizde mekanda tek başına duran ve büyükçe bir siyah panoyu andıran tablo ile karşılaşıyoruz. Bu “Günler” serisinin uzantısı olan “Yıldızlar” isimli eser. Kağıt üzerine Hint mürekkebi ile siyah bir blok atıldıktan sonra üzeri iğnelerle, çuvaldızlarla ve bazı başka kesici/delici aletlerle hırpalanmış, altından yıldızlarla aydınlanmış bir gökyüzü tekstürü çıkmış. Her baktığı yerde umut kırıntıları arayan biri için günden geceye geçerken parlayan umudun ışıkları olarak değerlendirilebilir (kimse artık o insan).

Ahmet Doğu İpek Gunler Sergisi 2

Diğer bir sınıfa geçtiğizde İpek’in yine önceki dönemde sergilenen işlerinden “Table” var. Altında klasik halısıyla bir kökün oymalı kakmalı bir salon masasına evrilmesini görüyorsunuz. Bu kökün biraz can  acıtan bir hali var. Yani sadece toprağından hunharca koparılmış koca bir ağaç kökü olarak bile görseniz acıya yetse de eminim çoğumuzun köklerinin bir yerlerden kopartıldığına kafanız kayacaktır.

Ahmet Doğu İpek Gunler Sergisi 4

Hayali Böcekler serisinden

En sevdiğim odaya en son geçiyoruz. İçinde hayali böcekler serisi var. Hikayeye göre 1900’lerin başında Mu kadar esrarengiz, sadece bilenlerin bildiği (sanatçımız) bir kara parçasında böceklerin yaydığı bir hastalık ortaya çıkıyor. Tabii ki dönemin kahraman bilim adamları suçlu böceği bulmak için çalışmalara başlıyorlar. İlk önce gözlemleme ve kataloglama yapıyorlar. Böceklerin her biri keşfedilmeyi bekleyen detaylar barındırıyor. Ama dışarıdan bakıldığında sanki eski bir biyoloji kitabından kopartılmış gibi duruyorlar. Size tavsiyem gidin yakından hepsini inceleyin. “Hayali Böcekler Serisi” daha da heyecanlanarak gelişecek bir seriymiş sanatçısının anlattığına göre yani beklemede kalmalı.

repair-1. Kagıt uzerine suluboya ve altın, 145x110cm, 2016 jpg

Repair serisinden – Kağıt üzerine suluboya ve altın

Burada grupla olan turumuz sona eriyor. “Repair” adlı serinin bulunduğu odada sohbetimize başlıyoruz. Ben gezinin bu kısmına yetişemediğim için konuşmaya bu seriyi oluşturan kaya kütleleri ile başlıyoruz. Japonların narin porselenlerinin tamiri için kullandıkları, çok sevilen “kintsugi” tekniğini Ahmet Doğu İpek koskoca kaya kütlelerini onarmak için kullanmış. Japonlara göre altın pigmentlerle, kırık izleri belli edilerek tamir edilen eşyalar yaşanmışlıklarıyla daha da değerleniyorlar. Sanki insanların ruhlarının yaralarla daha olgunlaşması gibi. Peki Ahmet neden kaya kütlesine nadide bir biblo muamelesi yapmış derseniz, kendi kelimeleriyle “iş bittikten sonra üzerinde biraz düşündüm. Aslında toprağın altında taş ve altın koyun koyuna, bir aradalar. Aslında onu toprağın üstüne çıkartıp farklı anlam yükleyen biziz. Toprağın altında ne o ona altınlık taslıyor, ne de o ona taşlık taslıyor.” Yani atfettiğimiz değer nadide bir kayaya da bir porselen tabağa da kafamızda.

Serginin tasarımcısı olan ünlü mimar Nevzat Sayın’la nasıl bir araya geldiklerini soruyorum. Daha önce 2014 yılında bir projede çalışan İpek ve Sayın’ın tanıştıktan sonra atölye-ofis arası sık ziyaretleri ile arkadaşlıkları gelişmiş. Ahmet duruyor bir noktada “sanki hep tanışıyor gibiydik” diyor. Bu sergide olduğu kadar tüm çalışmalarında ondan çok destek gördüğünden bahsediyor. Mesela Construction Regime serisi bu arkadaşlığın meyvesi gibi…

Son olarak 15 Temmuz’dan sonra yaşadığı kırılma ile sanat yapma, sanat satma, galeriler, temsil edilme gibi konuları kafasında sorgulamaya başladığından söz ediyor. Bağımsız kalma fikri ona daha anlamlı gelmeye başlamış. Galeri içinde olsam belki bu kadar çok ziyaretçi ile buluşamazdım diyor. Gerçekten de yarım saatlik sohbetimiz sırasında bile insan sirkülasyonun gayet etkileyici olduğunu fark ediyorum. O da daha rahatça gününü burada geçiriyor ve insanları gezdiriyor. Bir sürü insanın izlenimlerini alıyor, bazı görüş alışverişlerinde bulunuyor, kim bilir belki kafasında minik bir ışık yanıyor o an. Belki biraz da bu nedenle eski birkaç seriyi de bu serginin bünyesine katmıştır. Galerilerin steril ve kısmen yalnız atmosferlerinden kurtarıp daha çok insanla buluşturmak için.

Günler Sergisi, Karaköy Galata Rum Okulu’nda 13 Mayıs’a kadar devam ediyor. Pazar ve pazartesi günleri kapalı olan sergiyi gezerken, nadiren başınıza gelebilecek sanatçı ile özel tura denk gelmenizi umarım.

çağla bingöl