TEK ve ÇOK

[caption id="attachment_6495" align="aligncenter" width="1024"] Tofaş'ta üretilen 500 bininci Murat otomobil, 1989 Tofaş Arşivi[/caption] 1980'ler Türkiye'nin refahla tanıştığı yıllar olarak anlatılır. Bizim içinse çocukluğumuzda birkaç yaş büyüklerimizin bile siz çok şanslısınız biz sizin yaşınızdayken bu çikolata yoktu,

tofas murat 500bin

Tofaş’ta üretilen 500 bininci Murat otomobil, 1989 Tofaş Arşivi

1980’ler Türkiye’nin refahla tanıştığı yıllar olarak anlatılır. Bizim içinse çocukluğumuzda birkaç yaş büyüklerimizin bile siz çok şanslısınız biz sizin yaşınızdayken bu çikolata yoktu, bu çizgifilm renksizdi diye hayıflandıkları yıllardı. Ülkede kopan bütün fırtınaların dışında çocukluğumuzu yaşıyorduk ve çok farkında değildik ama annelerimiz babalarımız büyük kolaylıklar geldiğinden bahsediyorlardı.

Rahat imkanlarla 2. arabalar alınırken, televizyonda Dallas dizinde gördüğümüz pembe telefondan, vatkalı bluzlara, hamburgerden, Ceyar’ın şapkasına herşeyi istiyorduk. Ailenin büyükleri daha çok mutfakta yaşanan yeniliklere seviniyordu. Selpak sayesinde mutfak bezlerini kenara itiyor, bulaşık makinesinin rahatlığını öve öve bitiremiyorlardı. Ve ailecek sonuçta bizler, Hanedan ailesinin lüksüyle yarışıyorduk.

 

fatoş oyuncak

Fatoş Oyuncakları’nın ilk ürünleri, 1971-73 Fatoş İnhan Arşivi

Fakat bu bollaşma, bu çeşitlilik nasıl olmuştu? İşte geçtiğimiz hafta SALT Galata’da açılan “TEK VE ÇOK” isimli sergi tam da bundan bahsediyor. Devletin sanayileşmede yeni bir faza geçerek döviz kotasını kaldırmasıyla Türkiye üretim atağına geçiyor. Harıl harıl Ewing ailesindeki lükse yetiştirmeye çalışıyorlar bizi. Bu “lifestyle” modasıyla, arabasıyla, streo teybiyle, Hilton banyosuyla, yemek takımlarıyla tastamamlanmalıydı. Tabii bu maratonda hızlı koşarken “kopyacılık” unsuru baş gösteriyor. Çünkü normalde bir arabanın ar-ge’si, ür-ge’si çok daha uzun zaman alıyor. Sıfırdan tasarım yerine “özgün kopyalar” dönemi başlıyor ki bu aslında Japonya başta olmak üzere diğer Uzak Doğu ülkelerinde de uygulanan bir metod. Tabii onlar sonrasında gelişimi tam bir fırsata çevirerek “sıfırdan tasarlama”ya yöneliyorlar. Bizse sanayileşmeye gereken çıtayı atlatamıyoruz ve yüzümüzü betona dönüyoruz.

Sergide mercek altına alınan bir başka konu da sanat alanındaki gelişmeler. Türk Çağdaş Sanatı’nın en önemli figürlerinden olan ve kendisini “sanat taciri” diye hicvedenlere oldukça toleranslı duruşuyla tanınan  Yahşi Baraz’ın sergi açılışlarından kalma Betamax’lar “TEK VE ÇOK” da yer buluyor. Hemen yanı başında da Bedri Baykam’ın doğu sanatçısının ancak kopyacı olabileceği tezine bir başkaldırı niteliğinde olan “This has been done before” isimli eseri sergileniyor.

Jumbo

Jumbo üretim tesisi, İstanbul 1966

Meriç Öner, Dilek Himam, İlhan Ozan, Cem Kaya, Ayşe Coşkun Orlandi, Asya Ece Uzmay, Emirhan Altuner, Merve Dokumacı ve Özüm Yelkencioğlu’nun araştırma ekibini oluşturduğu bu serginin bir başka irdelediği konu da Yeşilçam sinemacılığı ve dönem filmlerinin “çakma” yaftası. Bu çerçevede Cem Kaya tarafından hazırlanan ” MOTÖR: Kopya Kültürü ve Popüler Türk Sineması” isimli 2014 yapımı belgesel de 21 Eylül saat 19:00’da gösteriliyor ki, Türk Sineması hakkında bilgi sahibi olmak ve öyle konuşmak isteyenler için kaçırılmaması gereken bir yapım.

otosan böcek arabası

Jan Nahum’un Otosan için tasarladığı turizm aracı “Böcek”, 1975 Jan Nahum Arşivi

13 Kasım’da sona erecek bu sergide, zamanında gözü koptuğu için odanın kenar köşesine itelenmiş Fatoş oyuncağınızdan, Otosan’ın retro fütüristik Böcek isimli arabasına, Sümerbank kataloglarından, İyi Giyinmesi Seviyorum IGS defilelerine, Yahşi Baraz’ın 89 yılında yaptığı “Artık Türkiye’de koleksiyonerlik değer kazanıyor” tarzı açıklamalarından, sofrada yıldız gibi parlayan Jumbo takımlara ve mutfağın kahramanları Migros, Pınar, Arçelik gibi markalara birçok 80’ler- 90’lar nostaljisi ile karşılaşacaksınız.

igs defile

İGS tasarımı erkek pardösü ve takımlar üst yöneticilere sunulurken, 1980’ler İGS arşivi

Ama sadece nostalji için değil bir ülkenin yakın tarihinde atılmış olan sanayileşme adımlarının alt yapısını görmek ve kulaktan dolma bilginizi geliştirmek için gitmelisiniz. Belki sonrasında bu hızlı değişimin  toplum düzeyinde yansıması olan “lüks ve mütevazi hayat tarzlarının birlikte yaşama” durumunun neden olduğu iyisiyle kötüsüyle Türk sosyal hayatını daha iyi anlayabiliriz.

Not: Benim de ek bir önerim olacak. Bu sergi sonrasında Umur Bugay’ın yazdığı, Zeki Ökten’in yönettiği ve başrolünde Kemal Sunal’ın olduğu “Kapıcılar Kralı” isimli yapımı tekrar izlemelisiniz.

çağla bingöl