Popüler Olmayan Düşüncem: Sevgi Her Şey Midir?

Üstteki fotoğrafı gördüğüm zaman durumun ne kadar garip olduğunu değil de ne kadar klasik bir kareyle karşı karşıya kaldığımı düşündüm. Tam bir zenginim ama yalnızım, sevgisizim görseliydi bu. Soğuk kış gününde korunaklı mekanımda, pahalı kürkümün

IKEA-MONKEY_2671438b

Üstteki fotoğrafı gördüğüm zaman durumun ne kadar garip olduğunu değil de ne kadar klasik bir kareyle karşı karşıya kaldığımı düşündüm. Tam bir zenginim ama yalnızım, sevgisizim görseliydi bu. Soğuk kış gününde korunaklı mekanımda, pahalı kürkümün içinde (ki bu sherling kürkler çok moda) şoförümü bekliyorum diyordu. Ama gözlerindeki hüzün aslında bu karedeki maymunun ne kadar da yalnız olduğunu anlatıyordu.

Yani bu klişe doğru muydu? Fotoğrafa bakarak? Ne kadar paranız da olsa, ne kadar başarılı da olsanız sizi seven insanlarla çevrelenmiyorsanız aslında çok fakir miydiniz?

Bize verilmek istenen bu değil mi? Para önemli değil, önemli olan sevgidir. Peki gerçekten öyle midir? Yoksa paranın ve buna bağlı olarak varlığın bugünün dünyasında eşit dağıtılmamış olmasına isyan etmeyelim diye mi bize böyle anlatılıyordu?

Gelin geçen gün Amerikan bir podcast’te dinlediğim şu hikayeye kulak verelim: Bir kadın öğleden sonra evine varır. Verandada onu üç yaşlı adam beklemektedir. Kadın şaşkındır ama üç yaşlı adamı evine davet etmek ister (herhalde yaşlılar diye kötü bir şey yapabileceklerini düşünmedi). Adamlar kocasının evde olup olmadığını sorarlar. Hayır, işte kendisi yanıtını alınca içeri giremeyeceklerini söylerler. Dinimiz bir kadının yalnız başına 3 adamla aynı evde olmasını günah gördüğü için değil tabii. Çünkü fark ettiyseniz adamlar verandada bekliyor ve bizim verandalarımız yoktur. Belki yeni yeni teraslarımız oldu ama veranda dedin mi konu Amerika’da geçiyordur. Her neyse, akşam olur. Kadın eve dönen kocasına verandadaki üç adamdan bahseder. Enteresan bir şekilde adam kapıda kendileri ile karşılaşmamıştır. Ya da mahalle esnafına görünmek istemediği için arka kapıyı kullanmaktadır. Ama yine geri gelirsek bu hikaye memur bir Kemal Sunal filminde de geçmemektedir. Sonuç olarak içeri davet et bakalım der hanımına evin beyi. Kadın çıkar ve kocam eve döndü, buyrun içeri öyleyse der. Bu sefer adamlar hangimiz girelim çünkü biz üçümüz aynı anda giremeyiz derler. Çünkü bizim birimizin adı zenginlik, diğerimiz başarı, öbürümüz de sevgi ve sadece birimizi içeri çağırabilirsiniz. Şimdi içeri tekrar girin ve seçiminizi yapıp bizden birini çağırın derler. Bu noktada artık kadının “eeeaa, yeter ne haliniz varsa görün, oturacağınız bir 10 dakika, içeceğiniz bir kahve zaten, ne haliniz varsa görün” diyerek kapıyı çarpıp bu garip duruma son vermesini beklersiniz. Ama kadın hikayenin devamı gereği içeri girer ve eşine konuyu açıklar. Hangisini çağıralım diye sorar. (Bu arada hikayede kadının seçme ve seçilme hakkına verilen önem de göz yaşartıyor). Kocası “zenginliği çağıralım öyleyse, evimiz şöyle eni konu bir zenginlik görsün” der. Karısı da “tamam ama peki  başarıyı çağırmaya ne dersin? Başarı zenginliği getirir” der. Adam karısına hak verir o zaman senin dediğin gibi başarı gelsin diye karar değiştirir. Fakat o sırada bu zamana kadar hikayeye dahil olduğundan hiç haberimiz olmayan evin gelini “peki ya sevgi? Sevgiyi çağırsak daha iyi değil mi?” diye söze karışır. (münasebetsiz). O zaman hem kadın hem de adam geline hak verirler ve kadın dışarı çıkarak eve sevgiyi çağırmak istediklerini deklare eder. O zaman adamların hepsi ayağa kalkarlar aynı anda eve girmek için. (eminim çok şaşkınsınız, o zaman bir de şimdi olacakları dinleyin). Kadın (hop hop der) “sadece bir tanenizin eve girebileceğini zannediyordum. Ama hepiniz geliyorsunuz?” der. Onlarda sevgiyi çağırdığınız zaman biz hepimiz beraber geliriz derler. Böylece eve sevgi girince zenginlik ve başarı da girer.

Çok şaşırdınız değil mi bu sona?

Şu an dünyanın %1’i geri kalan yüzdenin tamamı kadar zenginmiş. Yani para konusunda eşitsizliğin zirvesini yaşıyoruz  ve birilerinin çıkıp bu sevgi karın doyurur hikayesine bizi inandırması gerekiyor. Yoksa kazan kaldırabiliriz, Allah saklasın.

Halbuki şöyle de olabilirdi. Başarı çağrılabilirdi ve başarılı insanların bu dünyada zaten para da kazanacağından ve başarının aynı zamanda insanlara çok da “sempatik” gelen bir özellik olduğundan bahsedilebilirdi. Ya da zenginlik çağırılabilirdi. Çünkü bugün biliyoruz ki dünyanın en sevimsiz insanları bile karunlar gibi zengin oldukları için çok seviliyorlar. Doğum günü partileri dolu, yatlarına binmek için sıra var. Yahu yatı bırak sosyal medyada onlarla aynı kareye girmek için bile birbirini kesecek insanlar var. Çok güzel kadınlarla rahatça evlenebildiklerinden hiç söz etmiyorum bile. Şimdi o zengin insanlar sevgi görmüyorlar mı yani? Hangimiz, hangi sevginin gerçek hangisini kolpa olduğunu ne kadar anlayabiliyoruz  ki? Gözlerimizde Xray mi var?

Siz şimdi yukarıdaki maymunu merak etmişsinizdir. Kendisi 2012 yılında “Ikea Monkey” olarak ünlenmiş bir maymun. 2012’nin soğuk bir Aralık günü üzerinde kürkü ile Ikea otoparkında gezerken bulunuyor. Tabii sosyal medya maymununa dönüşüyor.

Ama o bakışlarına ne şiirler yazılır değil mi? Ormanında diğer hayvanlarla bir tarafı açıkta olsa da mutlu olmak varken o kürkünün tüm ihtişamı içinde hüzünlü gözlerle etrafa bakıyor. Belki de yanlış okuyoruzdur kareyi. Belki de Ikea gibi ucuz mobilya satan bir yerde görüntülenmiş olmaktan ötürü hüzünlüdür, rahatsızdır.

İkea-maynun-tablosu

Baksanıza yağlı boya tablosunu da yapmışlar. Belki de malikanesinde şömine üzerine asacaktır bu portresini de…

Popüler Olmayan Düşüncem: Gelecek Kadınların mı? yazısını okumak için tıklayın.

çağla bingöl